Sosyal paylaşım uygulaması WhatsApp’ın güvenlik ayarlarını değiştirmesiyle yeniden gündeme gelen veri mahremiyeti tartışmalarını değerlendiren Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğr. Üy. Doç. Dr. Hasan Sınar, internet ve sosyal medyanın diğer platformlarında da benzer bir duyarlılık ile hareket edilmesi gerektiğini belirtti. “Neredeyse her gün çok çeşitli online platformlarda çoğu zaman hiç umursamadan çılgınlar gibi kişisel verilerimizi paylaşıyoruz ve bu verilerin toplanmasına, işlenmesine ve üçüncü kişilere sunulmasına onay veriyoruz” diyen Sınar, “Hal böyleyken, sadece WhatsApp uygulamasını silerek veri mahremiyetini sağlayacağımızı düşünmek, Nasreddin Hoca’nın her yanı açık olan türbesinin girişine kocaman bir asma kilit takılı olmasındaki ironi ile benzer bir nitelik taşıyor” yorumunu yaptı.

“2016 TARİHLİ KANUN FEVKALADE ÖNEMLİ”

Türkiye’nin biraz geç de olsa kişisel verilerin korunmasına ilişkin evrensel hukuka uyum sağlamak için önemli adımlar attığını vurgulayan Doç Dr. Sınar şöyle devam etti: “Bu kapsamda 2016 yılında yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nu ve bu Kanun ile kurulan veri otoritesi olan Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun çalışmalarını fevkalade önemsiyorum. Veri otoritesinin Türk hukukunda kişisel verilerin korunmasına ilişkin zihinsel dönüşümün gerçekleştirilmesi noktasındaki çalışmalarının ve özellikle kararları yoluyla oluşturmakta olduğu içtihat birikiminin gelecek için çok yol gösterici olduğunu düşünüyorum.”

 “108 NO’LU SÖZLEŞME BENİMSENMELİ”

Doç. Dr. Hasan Sınar, veri mahremiyetiyle ilgili atılması gereken diğer adımları ise şöyle anlattı:

“Bu konuda özellikle dünyadaki gelişmelere daha hızlı ve etkili bir biçimde adapte olmamız gerekiyor. Bizdeki kişisel verileri koruma mevzuatı büyük ölçüde ‘108 no’lu sözleşme’ olarak bilinen kişisel verilerin otomatik olarak işleme tabi tutulması karşısında bireylerin korunması hakkındaki uluslararası sözleşmeye dayanıyor. Biz bu sözleşmeyi 35 yıllık bir gecikme ile onayladık ve sözleşmeye taraf olduk. Oysa uluslararası sözleşmeler de, yaşayan organizmalardır, bir ihtiyaç için doğarlar, belirli süre uygulanırlar, sonra ihtiyaca yanıt veremez hale gelir ve tedavülden kalkarlar. 2018 yılından itibaren dünyada ve özellikle Avrupa Konseyi’nde kişisel verilerin korunmasına ilişkin bu sözleşmenin güncellenmesine ve çağa uygun şekilde modernize edilmesine ilişkin ‘108+ sözleşmesi’ gündeme oturmuş durumda. Bizim de Türk hukukunda kişisel verilerin korunmasına ilişkin gelecek stratejimizi gerek mevzuat gerek uygulama anlamında 108+ sözleşmesinin gerekliliklerine uygun bir yol haritasıyla belirlememizde büyük yarar olduğunu ifade etmeliyim.”

“UYGULAMA DA ÖNEMLİ”

En iyi düzenlemelerin dahi kötü uygulayıcıların elinde kendisinden beklenen sonucu veremediğini; daha kötü düzenlemelerin ise iyi uygulayıcıların elinde daha verimli şekilde kullanılabildiğini belirten Doç. Dr. Sınar, şunları söyledi:

“Bizim için esas olan ülkemizde veri mahremiyetinin korunmasına ve kişisel verilerin gerek toplanmasına, gerek işlenmesine gerekse başkalarıyla paylaşılmasına ilişkin süreçlere hassasiyetle yaklaşmak ve bir biçimde modern yaşamın kaçınılmaz bir gerçeği olan internet ve sosyal medya platformlarında daima ‘sorumlu paylaşım’ ilkesine uygun olarak hareket etmek olmalıdır. Diğer yandan mevzuatımızda hem yukarıda belirttiğim Kişisel Verilerin Korunması Kanununda hem de Ceza Kanunumuzda kişisel verilerin, çok çeşitli görünümlerde ortaya çıkabilecek olan ihlallere ve farklı suiistimal biçimlerine karşı korunduğunun bilincinde olmamız ve veri mahremiyetimizi ihlal eden her türlü haksız davranışa karşı yasal haklarımızı sonuna kadar kullanma kararlılığı ortaya koymamız çok önemlidir.”